The Bloodhound
2020 Film Bilgileri
Yönetmen Patrick Picard’ın senaryosunu kaleme alıp yönettiği bu film, zengin bir aileden gelen Jean Paul Luret’in Joe Adler tüm ailesinin trajik bir şekilde hayatını kaybetmesinin ardından ikiz kız kardeşiyle birlikte yaşadığı evdeki psikolojik bunalımlarını ele alıyor. Film, JP’nin sürekli rüyalarında gördüğü, maskeli bir adamın suda sürünerek dolaşan görüntüsüyle başlıyor. Bu görüntüler, aslında karakterlerin içsel huzursuzlukları ve yüzleşemedikleri korkularının bir sembolü olarak karşımıza çıkıyor ve hikaye bu noktadan itibaren gelişiyor.
Luret ailesi, sanatçı bireylerden oluşan varlıklı bir aile olarak dikkat çekiyor. Ancak, bu zenginliğe rağmen ailede derin bir depresyonun varlığı hissediliyor. Aile üyelerinin çoğu intihar ederek hayatlarına son vermiştir. JP ve kız kardeşi Vivian Annalise Basso, bu karanlık geçmişin gölgesinde evde yaşamaya çalışmaktadır. JP, çocukluk arkadaşı Francis’i Liam Aiken evine davet eder. Zor bir dönemden geçen Francis, bu daveti kabul eder; ancak eski dostlarıyla karşılaşmayı beklerken, onu bekleyen tuhaf olaylar silsilesi vardır.
Vivian, kendisini odasına kapatmış ve kimseyle iletişim kurmamaktadır; JP ise ondan çok daha iyi bir durumda değildir. Francis, bir anda kendisini tımarhaneye benzer bir ortamda bulur. İlk başta korksa da orada kalmaya karar verir. İki eski arkadaş, akşam yemekleri yiyip geçmişteki anılarını tazelerken, durumun garipliği içinde bile birlikte olmanın mutluluğunu yaşarlar. Ancak JP’nin sağlık durumu belirsizdir ve sık sık nöbetler geçirmektedir. Aynı zamanda Vivian ile vakit geçirmeye çalışan Francis, JP tarafından sürekli olarak uyarılmaktadır. Bu üç arkadaş, aynı evde yaşamaya devam ederken, iç huzurlarını bulmayı başarabilecekler mi?
2020 yılında Amerika’da çekilen The Bloodhound, düşük bütçeli bağımsız bir gerilim filmi olarak öne çıkıyor. İzleyiciyi tüyler ürpertici bir atmosfere sokan ve hayatı sorgulatan bu yapım, gizem ve gerilim unsurlarını ustaca harmanlıyor.